Reklam

Görünmez Prangalar: Dilimizdeki Sağlamcılık ve Özgürleşme Gerekliliği

1 Haziran 2026
Reklam

Rengin Uçkan’ın Haberi

 

‘Sağlamcılık’, toplumda yaygın ama çoğu zaman fark edilmeyen ayrımcılık şekillerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu ayrımcılık şekli günlük dilimize de yansıyor ve engelli olmayan bireyleri normal, engellileri ise eksik, yardıma muhtaç ya da normal olmayan bireyler olarak gösteriyor. Uzmanlar, çoğunlukla fark edilmeden kullanılan bu ifadelerin engelli bireyleri toplumdan uzaklaştırabileceğine dikkat çekiyor.

 

Günlük yaşamda sıkça kullanılan “Sağır mısın?”, “Sakat mısın”, “Zihinsel engelli gibi davranma” gibi kullanımlar, engelliliği bir hakaret haline getiriyor. Uzmanlar, bu tür ifadelerin toplumda önyargılara neden olduğunu söylüyor.

 

 

Fotoğraf: Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu Koordinatörü Çağlar Karsantı

 

Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu Genel Koordinatörü Çağlar Karsantı, sağlamcı dilin engelli kişilerin fikirlerine danışılmadan onlar adına söz söylenmesi ile oluştuğunu ifade ediyor:

 

Hak öznesi olan kişiler çoğu zaman devre dışı bırakılıyor. Onlar adına başkaları konuşuyor. Bu da sağlamcılığın temel örneklerinden biri.

 

Medya dilinin de bu konuda önemli bir sorun olarak karşımıza çıktığını söyleyen Karsantı, engelli bireylerin yaptıklarının ya abartılı başarı hikayeleriyle ya da acındırıcı durumlarla anlatıldığını belirtiyor:

 

“Engelli bir bireyin başarısı normal bir başarıdır. Ancak medya bunu bazen kahramanlık hikâyesine dönüştürüyor. Yoksulluk yaşayan engelli bireyler de ajitasyon malzemesi haline getiriliyor.”

 

 

Dilin psikolojik etkisi

 

Kullanılan dilin yalnızca iletişim biçimi olmadığını ifade eden Psikolog Pelin İnan, bu dilin insanların kendileriyle kurduğu ilişkiyi de etkilediğini de belirterek, engelli bireylerin özellikle çocukluk yıllarında duyduğu ifadelerin, bireyin özgüvenini açık bir şekilde etkilediğini şu sözlerle aktarıyor:

Bir çocuğa sürekli ‘sen yapamazsın’, ‘düşersin’, ‘zorlanırsın’ gibi cümleler kurulduğunda çocuk zamanla gerçekten yetersiz olduğuna inanmaya başlıyor. Aynı zamanda sağlamcı dil yalnızca toplumsal değil, psikolojik bir baskı da oluşturuyor.”

Fotoğraf: Aktivist Aynur Vural

Ailenin yaklaşımı

Engelli hakları savunucusu, aktivist Aynur Vural da, kişisel deneyimlerini anlatarak sağlamcı yaklaşımın çoğu zaman aile içinde başladığını söylüyor. Çocukluğunda ailesinin fiziksel engeli olması nedeniyle kendisine çok korumacı yaklaştığını anlatan Vural, bunun sosyal hayatını etkilediğini şöyle anlatıyor:

Ailem sürekli dışarıda dikkatli olmam gerektiğini söylüyordu. Bu yüzden arkadaşlarımla daha az oyun oynadım, daha az sosyalleştim.”

Vural, okul dönemlerinde de benzer durumlarla karşılaştığını dile getiriyor:

“Öğretmenim teneffüslerde beni sınıfta bırakıyordu. ‘Sen çıkma, düşersin’ diyordu. Oysa ben de diğer çocuklar gibi oyun oynamak istiyordum.”

Psikolog Pelin İnan’a göre bu tür davranışlar iyi niyetli gibi görünse de çocukta “yetersizlik” hissi oluşturabiliyor:

Sürekli korunmaya çalışılan çocuk zamanla kendi başına bir şey yapamayacağını düşünüyor. Bu durum kaygıya ve kişinin kendine güven sorunlarına yol açabiliyor.”

 

 

Medyadaki ‘sağlamcı dil’

 

Uzmanlara sağlamcı dilin en görünür olduğu alanlardan birinin medya olduğunu vurguluyor. Özellikle haberlerde kişinin engel durumunun gerekli olmadığı halde öne çıkarılması eleştiriliyor.

Çağlar Karsantı bu konuda şu örneği veriyor:

Engelli öğretmen öğrencisini dövdü’ ya da ‘Engelli pazarcı hatalı ürün sattı’ gibi başlıklar kuruluyor. Oysa yapılan olayın kişinin engeliyle ilgisi yok. Bu dil toplumdaki önyargıları büyütüyor.

Karsantı, medyanın görevinin acındırmak ya da efsaneleştirmek değil, erişilebilirlik sorunlarına dikkat çekmek ve eksik sosyal politikaları gündeme getirmek olduğunu söylüyor.

Ne Yapmalı?

Uzmanlara göre çözümün ilk adımı dili değiştirmekten geçiyor. Ancak bu yalnızca kelime düzeltmek değil, bakış açısını değiştirmek anlamına geliyor.

Psikolog Pelin İnan, ayrımcılıktan uzak iletişimin önemine dikkat çekiyor:

İnsanları yalnızca engelleriyle tanımlamamak gerekiyor. Her bireyin farklı özellikleri, yetenekleri ve kimliği var. Dil bunu görünür kılmalı.”

Aynur Vural ise ailelere ve eğitimcilere şu çağrıyı yapıyor:

Engelli çocukları sürekli korumak yerine onları hayatın içine dahil etmek gerekiyor. Eşit hissettirmek özgüveni büyütür.”

Toplumsal algı ve dil

Uzmanlara göre sağlamcı dili değiştirmek yalnızca kelimeleri değiştirmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda toplumsal bakışın da değişmesini gerektiriyor. Çünkü kullanılan ifadeler, insanların kendilerini toplum içinde nasıl hissettiklerini doğrudan etkileyebiliyor. Dil insanların dünyayı algılama biçimini şekillendirir. Daha kapsayıcı bir dil, daha eşit bir toplumunun oluşmasını sağlayabilir.

Uzmanlar; ailelerin, eğitimcilerin, medya kuruluşlarının ve kamu kurumlarının bu konuda önemli sorumluluklar üstlendiğine dikkat çekiyor. Kullanılan dilin, engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımını ve kendilerini ifade etme biçimlerini eetkileyebileceğini belirtiliyor.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir