Reklam

Ekonomik kriz ve belirsizlik “politik depresyonu” büyütüyor

5 Haziran 2026
Reklam

Merve Kanan’ın Haberi

Uzmanlara göre ekonomik kriz, işsizlik, toplumsal gerilimler ve sürekli olumsuz haber akışı bireylerde “politik depresyon” olarak tanımlanan ruh halini derinleştiriyor. Özellikle gençlerde umutsuzluk, tükenmişlik ve gelecek kuramama hissinin arttığı belirtiliyor.

Sabah uyanır uyanmaz telefona uzanıp yeni zam haberlerini görmek, sosyal medyada ekonomik kriz tartışmaları arasında kaybolmak, iş ilanları arasında saatler geçirmek ama yine de geleceğe dair net bir plan kuramamak…

Son yıllarda ekonomik belirsizlikler, seçim süreçleri, toplumsal gerilimler ve yoğun bilgi akışıyla birlikte bireylerin ruh sağlığında “politik depresyon” olarak adlandırılan ruh hali daha görünür hale geliyor. Uzmanlar, bu kavramın klinik bir psikiyatrik tanıdan ziyade, siyasal ve ekonomik gelişmelerin bireylerde yarattığı yoğun kaygı, umutsuzluk ve çaresizlik duygusunu tanımlamak için kullanıldığını belirtiyor.

Araştırmacılara göre yalnızca ekonomik sorunlar değil; geleceğe ilişkin belirsizlik hissi, sosyal medyada büyüyen kaygı dili ve olumsuz haber akışı da bireylerin ruhsal yükünü artırıyor. Özellikle gençlerde “gelecek kuramama”, tükenmişlik, sosyal geri çekilme ve “ne fark eder ki” düşüncesinin yaygınlaştığı ifade ediliyor.

Politik depresyon dalgası

Yazar William Styron’un depresyonu “korkunun gri çiselemesi” olarak tanımladığını hatırlatan uzmanlar, depresyonun yalnızca bireysel değil, bazı dönemlerde toplumsal bir boyut da kazanabildiğine dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ayşe Kaşıkırık

Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Ayşe Kaşıkırık, sürekli olumsuz haber akışına maruz kalmanın ve geleceğe ilişkin belirsizlik hissinin bu ruh halini derinleştirdiğini belirterek, bunun bireylerin sosyal ilişkilerine, karar alma süreçlerine ve günlük yaşam pratiklerine kadar uzanan etkiler oluşturduğunu ifade etti.

Depresyon genel olarak bireyin sürekli üzüntü, değersizlik, umutsuzluk, çaresizlik, karamsarlık ve boşluk hissi yaşadığı, olumsuz düşünce döngülerine sıkıştığı bir duygu durum bozukluğu olarak tanımlanıyor. Bu süreç, bireyin hem zihinsel hem de davranışsal düzeyde işlevselliğini etkileyebiliyor; konsantrasyon güçlüğü, motivasyon kaybı ve sosyal geri çekilme günlük yaşamın farklı alanlarına yansıyabiliyor.

Fotoğraf: Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Kaya

“Politik depresyon artık daha görünür”

Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Kaya ise depresyonun yalnızca bireysel bir ruh hali olarak değerlendirilemeyeceğini, küresel ölçekte giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirtiyor.

Kaya, “Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası’nın geçmiş yıllarda yaptığı değerlendirmelerde, 2030 yılında depresyonun tüm hastalıklar içinde en sık görülen hastalık olacağı öngörülmüştü” diyerek küresel tabloya işaret ediyor.

Ekonomik koşulların ruh sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken Kaya, “Yoksulluk ve işsizlik sürdükçe depresyon daha da süreğen nitelik kazanıyor. İşsizlik, belirsizlikle birlikte anksiyeteye, zamanla da umutsuzluğa yol açıyor” ifadelerini kullanıyor.

Uzmanlara göre politik depresyonun temel özellikleri arasında çaresizlik ve yetersizlik hissi, toplumsal olaylara müdahale edememe algısı, kolektif travmaların bireysel ruh sağlığı üzerindeki etkisi, anlam kaybı ve geleceğe yönelik motivasyon düşüşü yer alıyor. Bunun yanında bireylerde politik içerikten uzaklaşma ya da tam tersine bu içeriklere aşırı maruz kalma gibi davranış biçimleri de gözlemlenebiliyor.

Antidepresan kullanımı artıyor

Türkiye’de ruh sağlığı alanındaki veriler de son yıllarda psikolojik yükün arttığına işaret ediyor. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar, antidepresan kullanımındaki artışın yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik koşullarla da ilişkili olduğunu söyledi.

Yaşar, özellikle pandemi sonrası dönemde psikolojik stresin belirgin şekilde arttığını belirterek, ekonomik dalgalanmalar, işsizlik, hane halkı borçluluğu ve dijital medyanın gençler üzerindeki etkisinin ruh sağlığını doğrudan etkilediğini ifade etti.

Fotoğraf: Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar

“Literatür, kişi başına düşen gelirdeki dalgalanmaların, işsizliğin ve hane halkı borçluluğunun antidepresan kullanımıyla bağımsız olarak ilişkili olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Sosyal kırılganlık, pandemi sonrası artan psikolojik stres ve dijital medyanın özellikle gençler üzerindeki etkileri de bu tabloyu besliyor.”

Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar’ın aktardığı akademik çalışmalar ve sağlık ekonomisi araştırmalarına göre, Türkiye’de antidepresan kullanımı son yirmi yılda dikkat çekici biçimde arttı. 2003 yılında yaklaşık 14,24 milyon kutu olan yıllık antidepresan kullanımının, 2012 yılında yüzde 162’lik artışla 37,35 milyon kutunun üzerine çıktığı belirtiliyor. 2014 yılına gelindiğinde ise antidepresanlar yaklaşık 25 milyon reçetede yer alarak en sık yazılan ilaç gruplarından biri haline geldi.

2017-2022 dönemini inceleyen araştırmalar ise özellikle COVID-19 pandemisi yıllarında antidepresan tüketiminin beklenenden çok daha hızlı arttığına işaret ediyor. Uzmanlar, bu dönemde günlük tanımlanmış doz miktarının 47,9’dan 60,5’e yükseldiğini, farklı araştırma yöntemleriyle yapılan atıksu analizlerinin de 2019-2020 yıllarında tüketimdeki artışı desteklediğini ifade ediyor.

OECD verilerine göre de 2010-2020 yılları arasında üye ülkelerde antidepresan kullanımı, her bin kişi için günlük tanımlanmış doz (DDD) bazında ortalama 52’den 70’e yükseldi. Uzmanlara göre bu tablo yalnızca depresyon vakalarındaki artışı değil; ekonomik belirsizlikler, sosyal kırılganlıklar ve bireylerin giderek artan ruhsal yükünü de yansıtıyor.

Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar, kamu hastanelerinde ruh sağlığı hizmetlerine erişimde yaşanan yoğunluğun önemli bir sorun olduğunu belirterek, kısa muayene sürelerinin psikoterapi yerine ilaç tedavisini öne çıkarabildiğini söyledi.

“Tüm dünyada modern sağlık sistemlerinin en büyük handikaplarından biri, artan hasta talebi karşısında poliklinik muayene sürelerinin kısalmasıdır. Küresel ölçekte yapılan çalışmalar, kısa ve zaman baskısı altındaki görüşmelerin hekimleri psikoterapi yerine antidepresan reçete etmeye yönelttiğini gösteriyor.”

Siyaset bilimci Dr. Ayşe Kaşıkırık ise toplumsal gerilim dönemlerinde ruhsal yükün daha görünür hale geldiğini ve bu durumun yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

“Gelecek de pek net görünmüyor”

Van’da yaşayan 56 yaşındaki emekli Zeki Sayan da ekonomik sıkıntıların ruh hali üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:

“Emekliyim ama geçim çok zor, günün çoğu nasıl idare edeceğimi düşünmekle geçiyor. Bazen televizyonda haberleri izlerken her şey daha da ağır geliyor gibi hissediyorum. Bunun adı politik depresyon mu bilmiyorum ama sürekli bir kaygı hali var. Gelecek de pek net görünmüyor.”

Yeni mezun 23 yaşındaki Ali Kabak ise geleceğe dair belirsizlik hissinin kendisini giderek daha fazla zorladığını söyledi:

“Yeni mezun oldum ama iş bulma süreci düşündüğümden daha zor ilerliyor. Sosyal medyada ve haberlerde sürekli kötü ekonomik haberler görünce insan ister istemez etkileniyor. Bazen plan yapmak bile anlamsız geliyor gibi hissediyorum. Bir yandan da mücadele etmeye çalışıyorum ama zihinsel olarak yorucu.”

Araştırmacılara göre politik depresyon, yalnızca bireysel bir ruh hali değişimi değil; ekonomik, siyasal ve toplumsal süreçlerle birlikte şekillenen çok boyutlu bir durum olarak değerlendiriliyor. Sürekli kriz atmosferi, yoğun haber tüketimi, sosyal medya baskısı ve ekonomik güvencesizlik hissinin bireylerin ruhsal yükünü artırdığı, özellikle genç kuşaklarda ise geleceğe ilişkin belirsizlik duygusunun daha görünür hale geldiği ifade ediliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir