Öcalan’ın İmralı görüşme tutanaklarında ikinci bölüm:

28 Nisan 2026

Öcalan’ın İmralı görüşme tutanaklarında ikinci bölüm:

Öcalan hangi ameliyatı oldu?

Kandil’den ve DEM’den neden beklentisi yok?

Rojava’da YPJ güçlerinin orduya dahil edilmemesine tepkisi ne oldu?

Öcalan neden ‘yeter artık’ diye feryad ediyor?

Devleti neden at pazarlığı yapmakla suçluyor?

Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan’ı hangi ülkeyle anlaşma yapmakla itham etti?

Mustafa Kemal olmasaydı kimler gününü görecekti?

Silah bırakma konusunda erken davrandığı için pişman mı?

AKP’yi neden herkesi yormakla suçluyor?

Kimleri maddiyatçı olmakla suçluyor?

Kürt birliği konusunda neler düşünüyor?

Mahmut ORAL’ın Özel Haberi

Sur Ajans, İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın görüşme tutanaklarında ikinci kısmı yayınlıyor. Öcalan, son görüşme tutanaklarına göre, ameliyat olduğunu belirtiyor. Kimi çevreleri bekle/gör politikası uygulamakla suçlayın, maddiyatçılıkla eleştiriyor. Hakan Fidan’ın İsrail ile anlaştığını ileri sürerek, devleti de taleplerine karşılık at pazarlığı yapmakla suçluyor. İşte Öcalan’ın son görüşme tutanaklarının özeti:

Hangi ameliyatı oldu?

“Gözümden ameliyat oldum. İyi oldu. Sanırım görme kalitesi yüzde 20 artacak. Yani daha düzgün ve iyi göreceğim. Şimdilik iyi gözüküyor”

YPJ güçlerinin entegrasyonu!

“Rojava’dakiler yeni duruma uyum sağlayabiliyorlar mı? Entegrasyon sürecine uyum sağlayıp ona göre kendilerini inşa edebiliyorlar mı? Bunlar önemli konular. Şam yönetiminin orduya kadın gücünü kabul etmediği, kadın askeri birliklerin de kazanımlarını korumada kararlı ve ısrarlı oldukları, sonuç alınmazsa kadınların tutum alacakları belirtildi. Kazanımlarını koruyacaklar tabi, vazgeçecek halleri yok. Bayramdan sonra bu konuda daha somut tartışmalar yapmamız ve orası için bir model sunmamız gerekir. Kendileri tek başına bunu çözemez. Bunu kendileri de belirtiyor. Bu konuları ciddi tartışacağım. Ne Türkiye ne de Rojava tek başına yapabilir ve o sorunları çözebilir. O kadar Amerika’yla ilişki geliştirdiler, onlara göre hareket ettiler, kalıcı olacaklarını sandılar. Bir günde yüzüstü bırakılmadılar mı?”

Devlet at pazarlığı anlamına gelecek gündemlerle geliyor

“Kandil’e de anlatıyorum ancak anlamıyorlar. Aynı felaket ile karşı karşıyayız. Devleti hiç tanımıyorsunuz. Devlet de siyaset de kavrayış sahibi değil. Ben bu ciddiyetsiz yaklaşımlara dur diyeceğim artık. Biz büyük bir sorunla uğraşıyoruz, tarihi bir çözüm geliştiriyoruz ama devlet önümüze küçük, önemsiz ve at pazarlığı anlamına gelecek gündemler ile geliyor.

Büyük sabır gösterdim. Kıyamet de kopsa bu iş biter. Bunu net söylüyorum. Benim durumum ve çalışma koşullarım olmazsa olmazdır artık. Hem benden iş yapmamı bekleyeceksin hem de beni bu koşulda tutacaksın. Ben artık bir şey konuşmak istemiyorum. Bu birilerinin yapacağı bir şey değil. Bahçeli söylüyor işte, ama kime söylüyor? Durum ortada. Bunca zamandır hala çalışma koşulu yok. Bir söz var diyor ya, kırk yıllık kani olur mu yahni. Bu koşullarda benim örgütü değiştirmemi dönüştürmemi bekleyeceksin. Yapısallaşmış durumlar var. Kandil’in bunu değiştirme gücü yok. Bunu ancak ben değiştirebilirim.”

Kandil’den de DEM’den de bir şey beklemiyorum!

“Ben çalışmak istiyorum. Bunu kırk defa söyledim. Bahçeli de davet etti, gel çalış dedi. Benim bir talebim olmadı. Şimdi neden engelleniyorum? Bu işte bir bit yeniği var. Ben artık öfkeden çıldıracağım. Yüzde 25 size söylüyorum, yüzde 75 örgüte. İmralı heyeti bunun ilkesel yaklaşımını geliştiremedi zaten. İşte bu haklar meselesi. Her gün bir şey sunuyorlar. Yıllardır takılmışsınız buna. Kandil’den de DEM’den de bir şey beklemiyorum. Çözümü kendimden bekliyorum.”

Yeter artık!

“Ben ara bir formül geliştirmek istiyorum. Kurumsal, yasal bir çerçeve olacak. Buna uygun bir ara çözüm planı geliştiriyorum. Bir buçuk yıldır cılkı çıktı. Benim sabrımla oynamasın kimse artık. Şikeftlerin (mağaralar) boşaltılması meselesi gündemleştiriliyor, onun modu ve modası geçti artık, kapatın artık bu konuyu, onun bir şeyi kalmadı. Ben artık hiçbir şeyi çiğnetmeyeceğim. Kendimi de çiğnetmem. Bazıları linç etmek istediler, her gün televizyondan dünya kadar küfür ettiler. Ben de böyle yaparlarsa artık cevapsız kalmayacağım. Bu konuyu Bahçeli devlet adamı olarak gündeme getirdi. Devlet ciddiyeti var sandım. Şimdi duruma bak, ne hale gelmiş. Bir buçuk yıldır kimi oyalıyorlar. Örgütü silahsızlandırmışım, feshetmişim. Yeter artık!”

Hakan Fidan gittiİsrail ile anlaştı!

“Bu işin yasası olmalıdır. Geçsinler artık bu şikeft-mevzi tartışmasını. Bu konu kapandı bende. İşte söylüyorum, bu Barzani’yi kontrol altına almazsan Makedonya çıkar altından. Makedonya hangi referanslarla çıktı ve koca Osmanlı imparatorluğunu nasıl dağılışa götürdü, bileceksiniz. Herkes birbirinin arkasından iş yapıyor. Hakan Fidan da gitti İsrail ile anlaşma yaptı mesela. Şimdi Suriye’de de Türkiye ve İngilizler birlikte hareket ettiler. Statükoyu ve Sykes-Picot’yu koruyorlar. Şimdi de İngilizler ile Türkiye ilişkisi İran’a da yansıyacak. Orada da sınırların değişmemesine dönük tutum alıyorlar. İngilizler ile Türkiye birlikte hareket ediyor. Vahdettin ‘Ah bu İngilizler’ diyordu.”

Yeteneğe göre fazla yük bindiriyoruz!

“Şimdi bizimkiler de bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ancak yeteneğe göre fazla yük bindiriyoruz. Örneğin; kemik erime hastalığına yakalanmışsın ama Kırkpınar güreşine çıkarılıyorsunuz. Mesele aynen böyledir. Biz burada devleti devlete katmak istiyoruz. Bu devlet şunu çok iyi bilecek; biz sandığınızdan çok daha fazla büyük bir siyasi gücüz. Biz bununla Cumhuriyete entegre olmaya çalışıyoruz. Evet burada kimi beceriksizlikler var ama biz güçlüyüz, bunu biliyorlar.

Benim kafamda bir şeyler var artık. Şimdi çok açmayacağım ama yeni bir paradigma geliştireceğim.”

Mustafa Kemal olmasaydı görürdüler günlerini!

“Diğer konu için şunu belirteyim: İngilizler ve Fransızlar Sykes-Picot çözülmesinden sonra yeni bir model geliştiriyorlar. Ben bunun farkındayım. Beni içine çekmek istediler ama girmedim. Diğeri de ABD-İsrail ulus devletçik hegemonyası. Bunların ikisi iki ayrı model. Tabi İngilizlerin Türkiye ile iletişimi var. Bunlar ABD karşısında bir yaklaşım içindeler. Gördüğünüz gibi İran’da da büyük bir tıkanma yaşanıyor. Her an ikinci Balkan parçalanması gündemde. Ortadoğu için Gazzeleşme demiştim. Ve bu gerçekleşti. Tahran harap, Gazze harap, Beyrut, Şam, Bağdat harap. Şimdi biz bu durumda Ankara’yı mı bekleyelim? Önleyebiliriz diyorum, herkes bunu dikkate almak zorunda. Makedonya gerillaları vardı. Şimdi Kandil’i onların yerine koyun. Onlar ne yaptı ve o mesele nasıl sonuçlandı, Kandil de öyle olur. Osmanlı’daki parçalanma ve gerileme önlenebilirdi, İstanbul merkezli olabilirdi o zaman. Ancak o kalitede devlet adamı olmadığından parçalanma ve dağılma engellenemedi. Şimdi de durum odur. Talat Paşa kafası vardı o zaman, korkunçtu. Hiç kandırmaya gerek yok, Mustafa Kemal olmasaydı görürlerdi günlerini.”

Tek taraflı adım atmakla hata mı yaptım?

“Hala şikeftleri boşaltmaktan mı söz ediyorlar? Ben hata yaptım mı diyorum bazen; bu şartlarda o adımları tek taraflı atmakla erken mi davrandım? Bahçeli söyleyince AKP çözer sandım. Ama çok açık, hem beni hem Bahçeli’yi çok yordunuz. AKP hepimizi yordu. Devlet yetkilileri ciddi olmalı. Bir damla kan dökülmedi aylardır. Hiç değilse tarihe bir iz bırakalım. Onlardan daha fazla hissediyorum ben bu sorunu. Tarihin en belalı örgütü dendi. Tarihi kararlar aldım. Herkes şok oldu, doğru buldum ve yaptım. İster karşı çıksınlar ister çıkmasınlar. Karar benim. Ben kurdum ben bitirdim. Demokratik siyaset ve hukuk dedim. Şiddet sarmalını durdurduk. O zaman bunun gereği yapılacak. Bununla oynayamaz kimse.”

Devlet kontrgerilla işi yapıyor!

“Benim hukuk ve yasal zeminim nettir. Devlet bana iş yaptıracak ancak hiçbir yasal zemini olmayacak! Bu kontrgerilla işidir. Siyaset şiddetten daha ileri. Eflatun’dan beri politika bir sanattır. Ben dedim ki tamam, yapılacak olan budur. Son dakika Sırrı bunu not aldı ve okudu. Devlet gereğini yapacaktı ve herkes uyacaktı. Bir buçuk yıldır sakız gibi çiğneyecekler! İzin vermiyorum ben buna. İstiyorlarsa devam edeceğim, istemiyorlarsa benden bu kadar. Kandil de istiyorsa savaşır, buyursun savaşsın.”

Son denemeyi yapacağım, gerekenler yapılmazsa çekileceğim!

“Son denemeyi yapacağım. Toplantının sonucunu da yazacağım. Bir hafta on gün sonra, eğer gerekenler yapılmazsa çekileceğim”

Ben Mustafa Kemal’in pratiğinden ders çıkaranlardanım!

“Ulusal birlik çalışması için KNK’nin Güney’e heyet göndermesi konusu gündeme geliyor. Daha önce de söylemiştim, Kürtlerin birliği meselesi önemli. Zaman sınırlı. İster yaparsınız ister yapmazsınız. Siz yapmazsanız İsrail-ABD yapacak. Balkanlar gibi paramparça ederler. ‘İngilizler bize söz verdi’ diyordu geçmişte bazı Kürt isyanı liderleri. Hatırlıyor musunuz? Ben Mustafa Kemal’in pratiğinden ders çıkaranlardanım. Kürtleri bir iple boğmak isteyecekler. Zaman geçiyor, zaman daralıyor. İsrail nasıl çalışıyor görmüyor musunuz? Gazze’nin ruhuna inanıyor musunuz? Asiye Nasıl Kurtulur adlı hikâyeye benziyor. Bu belayı dağıtmak için uğraşacağız. Bu önerim altın değerinde olacak. Nasıl Balkanlar darmadağın olduysa Kürt birliğini de öyle yaparlar. Mahmut Berzenci hikayesinde olduğu gibi. Mustafa Kemal’den destek istiyorlar. Ama hemen Yunanlar üzerine pazarlık başlıyor ve Mustafa Kemal destek vermekten vazgeçiyor, boşa çıkıyor sonra. Yenilgisine giden yolu da İngilizler açıyor. Büyük ihtimalle bu İngilizlerin yeni oyunudur. İmparatorluğu parçalamışlardı. Şimdi yine aynı şeyi yapıyorlar. Kazım Karabekir’in fikriydi, Mustafa Kemal bunu engelledi. Şimdi II.Lawrence olayı yaşanıyor. Bizim yapmak istediğimiz bunun bir demokratik birliğe dönüşmesi. Irak’ta da başlamalıyız. 50 yıl savaştık yeter artık dedim. Şimdi bunun adına ittifak ya da birlik diyebiliriz diyorum. Bunu İran için de yapabiliriz, oraya da taşırabiliriz. Orayı Türkiye’nin çizgisi temelinde ele alabiliriz. ABD’nin tankıyla bilmem neyiyle olmaz. Kendinizi kandırmayın artık. Nükleer silah kullanır ve biter her şey. Kürtler oranın mihenk taşı, bunu herkes biliyor.”

Maddiyatçılık zorluyor, sizin maddi değerlerle ne işiniz var?

“Yeniden inşa çalışmalarında sürecin ruhuna göre bir yaklaşım olması gerekirken bekle-gör yaklaşımı içinde olunduğu, alışkanlıkların ve manevi ilişkilerin yerini almış olan maddiyatçılığın zorlayıcı olduğu belirtiliyor. Maddiyatçılık meselesini anlamakta zorlanıyorum. Şimdi sizin maddi değerlerle ne işiniz var? Mücadelede maddi çıkar beklentisi olmaz. Maddiyat üzerine kurulan bir ilişki yozlaşmaya ve bozulmaya mahkumdur. Halka gidin, örgütlenmeyi anlatın, paradigmayı anlatın. Varlığın orada korunması için örgütlenme ve kurumsallaşmalar geliştirin. Kimi zaman paradigmamıza yönelik milliyetçilik kisvesi adı altında bazı çarpık kişiliklerin örgütlediği ulus devlet paradigmasını dayatan saldırılar olduğu belirtiliyor. Şimdi de paradigmamıza dair değerlendirme yapan akademisyen veya siyasi aktörlere hemen aynı dar odak sanal medyada linç düzeyinde saldırılar yapılıyormuş.”

Devlet ile doğru ilişki geliştirmek hayatidir!

“Devlet ile doğru ilişki geliştirmek hayatidir. Bizim norm devletiyle ilişkimiz farklıdır. Bunun dışında bir yol yok. Bunların hepsini denedik. Ben bir barış tanımı yapacağım. Toplumla mı barışacağız, devletle mi barışacağız sorusuna cevabımı vereceğim. Bazıları nasıl bir barış diye soruyor ya. İşte benim cevabım da bu olacak. Kürtlerin tarihle, devletle ve toplumla barışı diyorum buna. Yüz yıldır enerjimizi emdi bu savaş. Ortadoğu’yu paramparça ediyorlar. Bunu düzeltmek istiyorum. Bunların ipi yabancı güçlerin elinde. Ve gizli yürütüyorlar. Biz ise açık ve aleni yürütüyoruz. Rojhilatê Kurdistan’da güvenliklerini alsınlar, inisiyatifli olsunlar.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir