Diyadin iki cepheden baskı altında: Altın madeni ve GES

21 Eylül 2026

Haber: Yasemin Dikici

Ağrı– Ağrı’nın Diyadin ilçesinde Mollakara Altın Madeni ve GES projelerine ilişkin çevre tartışmaları büyüyor. Bilimsel raporlar ve çevre örgütleri, Murat Havzası’nda su kaynakları, meralar ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki risklere dikkat çekiyor. Bölge halkı ise yaşam alanlarının ve geleceklerinin tehdit altında olduğunu belirtiyor.

Ağrı’nın Diyadin ilçesinde altın madenciliği ve Güneş Enerji Santrali (GES) projelerine yönelik tepkiler sürüyor. Murat Nehri’nin başlangıcında yer alan Mollakara Altın Madeni’ne ilişkin çevresel kaygılar, bölgede hayvancılık ve tarımla geçinen yurttaşların endişeleriyle birleşiyor.

Çevre örgütleri, bilimsel raporlar ve hukukçular, maden ile enerji yatırımlarının su havzası ve ekosistem üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir, Diyadin’deki altın madeni ile GES projelerinin aynı coğrafyada yoğunlaşmasının bölgeyi çevresel baskı altına aldığını belirtti. Demir, tartışmanın yalnızca bir maden sahası ya da enerji yatırımı olmadığını, Murat Havzası’nın bütününü ilgilendirdiğini söyledi.

Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir

Murat Havzası yalnızca Diyadin’in meselesi değil”

Demir, Mollakara Altın Madeni’nde uygulanması planlanan açık ocak işletmeciliği ile siyanürlü yığın liç yönteminin Murat Nehri’nin kaynağında toksik risk oluşturduğunu ifade etti. Olası ağır metal kirliliği ve asit maden drenajının Diyadin’in yanı sıra Murat Nehri boyunca Fırat Havzası’na uzanan su kaynaklarını ve tarım alanlarını etkileyebileceğini belirten Demir, derin kazı ve patlatmaların yer altı su akiferlerini değiştirebileceği uyarısında bulunarak, bölgedeki termal su kaynaklarının da madencilik faaliyetlerinden etkilenebileceğini dile getirdi.

Yeşil enerji adı altında meralar kaybediliyor”

GES projelerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Demir, yenilenebilir enerji yatırımlarına karşı olmadıklarını ancak yanlış alan seçiminin yeni çevresel sorunlar doğurabileceğini söyledi.

Diyadin meralarının hayvancılığın temelini oluşturduğunu belirten Demir, geniş alanlara kurulan güneş panellerinin otlatma alanlarını daraltabileceğini, hayvan geçiş güzergâhlarını kesebileceğini ve kırsal yaşamı zayıflatabileceğini ifade etti.

Demir, altın madeni ile GES projelerinin aynı bölgede yoğunlaşmasının habitat parçalanmasını hızlandırabileceğini, maden faaliyetlerinden kaynaklanabilecek tozların tarım alanlarını ve bitki örtüsünü etkileyebileceğini savundu.

Bilimsel raporda 53 proje ve maden sahasına ilişkin uyarılar

Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey’in “Ağrı Diyadin Altın Madeni Çevreye Etkileri” başlıklı raporunda, Murat Havzası’nda toplam 53 madencilik ve enerji projesi bulunduğu belirtiliyor. Rapora göre bu projelerin 18’ini GES yatırımları oluşturuyor. Raporda, Mollakara Altın Madeni projesinin yaklaşık 470 hektarlık üç ayrı ÇED alanını kapsadığı, projede 9 bin 820 ton siyanür, 3 milyon 300 bin kilogram ANFO patlayıcı ve 114 bin kilogram dinamit kullanılacağının belirtildiği aktarılıyor.

Raporda ayrıca, madencilik faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 69’unun mera alanlarında planlandığı, işletme ömrünün yaklaşık dört yıl olarak öngörüldüğü ve buna karşılık çevresel etkilerin çok daha uzun yıllar devam edebileceği değerlendirmesi yer alıyor.

Asıl risk maden kapandıktan sonra başlayacak”

Atabey’in raporunda dikkat çekilen başlıklardan biri de asit maden drenajı. Rapora göre cevherde bulunan pirit ve arsenik gibi sülfürlü minerallerin su ve havayla temas etmesi sonucu oluşabilecek asidik sular, işletme kapandıktan sonra da çevreyi etkilemeye devam edebilir. Raporda bu suların Murat Nehri’ne ve yer altı su kaynaklarına karışması halinde içme suyu, tarımsal sulama, sucul yaşam ve ekolojik denge açısından riskler oluşabileceği belirtiliyor. Siyanürün yanı sıra arsenik, kurşun, cıva ve kadmiyum gibi ağır metallerin toprağa ve suya taşınmasının da uzun vadeli etkiler yaratabileceği ifade ediliyor.

Raporda, maden sahasının aktif fay hatlarına, heyelan riski taşıyan bölgelere, doğal sit alanlarına ve termal su kaynaklarına yakınlığı da risk unsurları arasında gösteriliyor.

Av. Jiyan Özkaplan

Bütün bir havzayı tehdit eden ekolojik yıkım”

Van Barosu avukatı Jiyan Özkaplan, Diyadin Mollakara Altın Madeni projesine ilişkin yürüttükleri hukuk mücadelesinin Anayasa Mahkemesi önünde devam ettiğini belirtti.

Özkaplan, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yürütülen “Altın ve Gümüş Açık Ocağı, Cevher Zenginleştirme Tesisi (Yığın Liç Alanı, ADR Ünitesi, Kırma Eleme Tesisi) Revizyon Projesi” için verilen 29 Eylül 2023 tarihli ÇED Olumlu kararına karşı açılan davada idari yargı yollarının tükendiğini, dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne taşındığını aktardı.

Proje sahasının Fırat Su Havzası içerisinde ve Murat Nehri’nin hemen kıyısında bulunduğunu belirten Özkaplan, siyanürlü yığın liç yöntemi ve patlatmalı açık ocak işletmeciliği nedeniyle ağır metal salınımı, asit maden drenajı, su kaynaklarının kirlenmesi ve endemik türlerin zarar görmesi riski bulunduğunu ifade etti.

Özkaplan, “Diyadin Mollakara Altın Madeni Projesi sadece yerel bir çevre kirliliği değil, bütün bir havzayı tehdit eden bir ekolojik yıkımdır” dedi.

Mahkemeye erişim hakkımız engellendi”

Özkaplan, bölge halkı adına Ağrı İdare Mahkemesi’nde açılan ÇED iptal davasının, projenin çevresel ve ekolojik etkileri incelenmeden usulden reddedildiğini belirtti. Davacılardan Haluk Agrin’in Tutak ilçesinde ikamet etmesi ve taşınmazlarının burada bulunması gerekçe gösterilerek dava ehliyeti yönünden ret kararı verildiğini aktaran Özkaplan, Tutak’ın da Murat Nehri havzası ve proje etki alanı içerisinde yer aldığını söyledi.

ÇED Olumlu kararının 2023 yılında internet sitesinde yayımlandığı ve muhtarlıklarda askıya çıkarıldığı gerekçesiyle davanın süre aşımından reddedildiğini belirten Özkaplan, yöre halkının karardan ancak 5 Temmuz 2025 tarihinde haberdar olduğunu ifade etti.

Özkaplan, ilk derece mahkemesinin kararının temyiz üzerine Danıştay 4. Dairesi tarafından onandığını, bunun ardından çevre hakkı, mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulduğunu aktardı.

Ahmet Karatay

Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğinden endişeliyiz”

Diyadin’de yaşayan yurttaş Ahmet Karatay ise maden çalışmalarının yalnızca ilçe halkını değil, Murat Nehri havzası boyunca geniş bir coğrafyayı ilgilendirdiğini belirtti. Karatay, madenin kendisine değil, faaliyetlerin yürütülme biçimine ve ortaya çıkabilecek çevresel risklere karşı olduklarını söyledi.

“Bizim karşı olduğumuz madenin kendisi değil. Ancak yöre halkı olarak ciddi bir tedirginlik yaşıyoruz. Bu sadece Diyadin’i ilgilendiren bir mesele değil. Ağrı, Muş, Bitlis ve Bingöl’e kadar uzanan, Murat Nehri havzasını etkileyen bir durum” diyen Karatay, siyanür kullanımı, dinamit patlatmaları ve ortaya çıkan tozların bölge halkını kaygılandırdığını ifade etti.Tarım alanlarının maden çalışmaları nedeniyle zarar gördüğünü, hayvancılık yapan köylülerin sorun yaşadığını belirten Karatay, bazı köylülerin arazilerinin kamulaştırıldığını söyledi. Karatay, “Biz yıllardır köylülerle birlikte basın açıklamaları, oturma eylemleri ve protestolar yaptık. Ancak sesimizi yeterince duyuramadık” dedi.

Bu sadece Diyadin’in kaderi değil”

Madenin uzun vadeli etkilerine ilişkin kaygılarını dile getiren Karatay, çocuklarının ve torunlarının geleceğini düşündüklerini belirtti. “Murat Nehri’nin suyunun kirlenmesi, tarım alanlarının zarar görmesi ve uzun vadede sağlık sorunlarının ortaya çıkması ihtimali bizleri endişelendiriyor. Madenin atıklarının ve siyanürün oluşturabileceği risklere karşı alınan önlemlere güvenmiyoruz” ifadelerini kullanan Karatay, bölge halkının desteğiyle mücadeleyi sürdürmek istediklerini söyledi. Karatay, “Bu sadece Diyadin’in kaderi değil, bölgenin kaderidir. Bölgenin sağlığını ilgilendiriyor” dedi.

Sur Ajans

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir